Hakkında

Bu bir WordPress sayfası örneğidir, bunu kendiniz ya da siteniz hakkında bilgiler girerek ziyaretçilerinizin sizi tanımasını sağlayabilirsiniz. Bu şekilde istediğiniz kadar sayfa ya da alt sayfa oluşturabilir ve tüm içeriği WordPress’in içinden yönetebilirsiniz.

3 Yanıt

  1. Ulusalci Ciwanen Kurdistan-Haber Portali© 2005-2006 Izinsiz ve kaynak gösterilmeden yayinlanamaz.

    Savasa Hayir, Baris ve Demokratik Çözüme Evet!..

  2. ——————————————————————————–

    Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum, son 2-3 yılda Türkiye’de iki yeni kedi türedi. Biri Pardus, biri Pars.
    Pardus için diyeceğim bir şey yok. Türkiye’nin Açık Kaynak Kodlu İşletim Sistemi. Yani Windows’un yerini almaya aday bir İşletim Sistemi. Windows’un ulusal bilgileri çalmasının önüne geçmek için ve ulusal sırların saklanmasını sağlamak için geliştirilmiş bir proje. Lakin logosunda Pardus’un kullanılması pek “ciciliğe” kaçmadı. Linux’ün güzelim Pengueni yanında Pardus sanki “yerim ben sizi” gibi duruyordu.
    İkinci kedigiller ailesi ise Pars olarak çıktı karşımıza. İkisinin de “ulusal” duyarlılığı ve logolarındaki kedigillerin dışında “büyük ağabeylerin” teşvikiyle kullanılması ortak yandır, önemlidir.
    “Ulusal Ağabeylerin” birinci duyarlılığı benim de duyarlılığımdır ve Linux Pardus desteklenmelidir diyorum. Ve bu bölüme sonuç olarak da “Dünyanın Geleceği Bilişim, Bilişimin Geleceği Açık Kaynak Kodlu Yazılımdır” diyorum.
    İkincisi ise şu günlerde çokça konuşulan Pars Narkoterör Dizisidir.
    Kurtlar Vadisi, Köprü, Gazi ve Son olarak Narkoterör dizlerini aslında Sinema Yazarları ve eleştirmenlerinin dile getirmesi gerekiyordu. Ancak büyük paranın döndüğü her olayda büyük suskunluk veya gerekiyorsa güdümlü çok seslilik görülüyor. O yüzden bu büyük suskunluğu bozalım ve hafiften sinema eleştirmeni ameliyat odasına alalım bu dizileri.

    Amerikan Sinemasını Hatırlayalım:
    Amerika’da Siyah-Beyaz çatışmasını neredeyse hepimiz biliriz. Tıpkı bir Kürt Sorunu gibi. Bir halkın dilini yasaklamak ile bir halkın rengini yasaklamak arasında bir fark yok. Siyahlar sırf siyah oldukları için beyazlar tarafından yüzyıllarca ezildi.
    Büyük bir sendrom oluştu. Amerikan siyaseti bu sendromu çeşitli yollarla aşmaya çalıştı. Elbetteki siyahların direnmeleri ve geliştirdikleri politikalar sayesinde. Siyahların bu direnişini Amerikan siyasetinin iyiye doğru değişimi için “kolaylaştırıcı” olarak algılamak gerçekti olur. Ancak sadece bu direniş ile kolaylaşmıyordu. Biraz yan etkisi de oluyordu. Bu direniş yer yer beyazların daha sert saldırılarına da sebep oluyordu ve ABD Hükümetinin politika geliştirmesinin önünde büyük engel oluyordu.
    Amerikan sineması bu noktada filmlerin baş rol oyunculuğuna bir siyah adam getirdi. Siyah adam film boyunca beyaz adamın yardımcılığını yaptı ve ABD’nin kurtuluşu ve refahı için mücadele etti. Yeri geldiğinde çok trajik bir şekilde öldü.
    Bu da bir kolaylaştırıcı idi. Beyazların gönlünü almaya dönük, “bakın bütün siyahlar kötü” değil manasına getiriyordu. Bazı yönetmenler bu noktada “bakın siyahların bizden hiçbir farkı yok” anlamında da filmler çekti elbette. Zamanla Amerikan halkının fikirleri değişti.

    Bir de Yılmaz Güney’i Hatırlayalım:
    Konuyu bağlamak açısından bir de Yılmaz Güney’i hatırlamakta fayda var. Güney’i Güney yapan şeyin “Kürtler” olduğunu belirtmekte fayda var. Eğer Yılmaz Güney değil de başka bir filmlerinde Kürtleri işleseydi, kimliği ne olursa olsun Türkiye’nin zirvesine yükselecekti, ancak onu gerçekten trajik bir sonun beklemesi işten bile değildi. Yılmaz Güney’e de bu oldu zaten.
    Yıllar sonra bir Yılmaz daha çıktı. “Kürtlerin Sharlosu” denildi Yılmaz Erdoğan için. Yılmaz Güney’den büyük bir farkı vardı ki 21’nci yüzyıldaydı, Kürt Sorunu artık inkara gelinmeyecek şekilde gündemdeydi ve “para” Türkiye’de etkili bir olgu haline gelmişti. “Vizyontele” filmi sadece Hakkari’de çekildiği için, Kürtleri çağrıştırdığı için o kadar tutuldu ve rekor kırdı. Yoksa Anadolunun her tarafına televizyon denen cihaz “bir ilk” ile gitti. Muhteşem senaryolar haline de gelebilirdi. Ne var ki Hakkari’den çıkacak her hikayenin bir de “Kürtler” perdesi olduğundan daha çok dikkat çekiyordu.
    Yılmaz Erdoğan da tıpkı Amerikan sinemasında olduğu gibi bir Kürdü Kıbrısta kurban verdi ve “bakınız iyi Kürt de vardır” dedi.
    Şivan Perwer’in müziği eşliğinde filmi izlemiş olsak da fazla Kürt simgeleri yoktu filmde. Bu Yılmaz Erdoğan’ın bilinçli bir seçimi idi. Tıpkı diğer filmleri İstanbul’da çekmesi gibi. Sonraki filmlerinde “Önemli olan Kürt teması değil, önemli olan benim yönetmenliğimdir” demeye getirdi ama rekorunu kuramadı. Gölgede kaldı, “Gora”yı bile geçemedi. Zaten bir farkı da kalmamıştı tema açısından.
    Yılmaz Erdoğan bu temanın etkisini kabul etmese de, ezasını çekse de, fark edenler büyük sefasını çekmeye çoktan başladı bile.
    “Kurtlar Vadisi” dizisi bu temanın kaymağını yedi. “Derin Devlet” teması ve “Devletin İçindeki Çeteleşme” teması hep Kürt Sorunu ve meydana gelen çatışmalar sayesinde Türkiye’de bilinen temalar oldu ve Kürt Sorunu ile özdeşleşti, ki zaten özdeşti. Bunlar da yetmediğinde Kurtlar Vadisinde Irak’ın Kuzeyindeki Kürt Federal Bölgesinin de işlendiğini gördük. Ve kelimenin tam anlamıyla “parayı vurdu.”
    Yukarıda da belirttiğimiz gibi. Para Türkiye’nin önemli bir olgusu olmuştu artık. 1990’larden önce bu böyle değildi. Altın madeni bile bulsaydınız Kürt Sorununa elinizi değdiremezdiniz. Bunu kabul etmek kimsenin gururuna zarar vermez.
    Kurtlar Vadisi’nin bu temaları işleyerek nasıl da büyük paralar kazandığını görenler “Biz de bayağı yapabiliriz” dediler. Ve ipe sapa gelmek, kaba ve sıradan şekilde işlemeye başladılar. Öyle ki bu filmlerin artık “gerçek”, “gelecek”, “geçmiş”, “geri dönüşüm” sorunu yok. Para kazanmaktan başka hiçbir kaygısı da yok. Kürt teması ile Türk milleyetçiliğini kullanarak büyük vurgun yapmaktan başka hiçbir derdi yok.
    Gerçek, gelecek ve geri dönüşüm sorunu olmayan, böyle bir kaygısı olmayan bir film ile, kullanım süresi geçmiş olan bir ilacın hiçbir farkı yoktur. İkisi de büyük zarar verir, sakatlık yapar. Türkiye basının üçüncü sayfalarına bakarsanız bu tür olayların Türkiye’de ne denli arttığını fark edeceksiniz. İnsanlar para kazanmak için “diğer insanları harcamayı” iyice kafalarına koymuş. Para Türkiye’de önemli bir olgu olduğu için mi, Kapitalizm olgusu gerçekten yaşanmaya başladığı için mi acaba? Yoksa ikisi bir mi? Para ile Kapital bir mi gerçekten?
    Sonuç Olarak:
    1- Linux Pardus’taki yırtıcı hayvan ile Pars Norkoterör’deki yırtıcı hayvan logosu aynı merkezin, kafanın ve amacın simgesidir.
    2- ABD sinemasının kılcal damarlara hitap eden siyah-beyaz rolleri ile bu filmlerdeki yardımcı Kürt, işbirlikçi Kürt ve hain Kürt rolleri aynı mantığın ürünüdür.
    3- Yılmaz Güney’i zirveye çıkaran temalar ile bu filmleri zirveye çıkaran temalar aynı, ancak işleyişleri farklıdır. Bu nedenle birinin ters etki yapması, kullanım süresi geçmiş veya gelecek kaygısı olmadan kullanıldığı için büyük zarar verme olasılığı fazladır, belki de kapıdadır.

  3. Terör örgütü Ergenekon’un, yapılacak terör eylemlerini PKK’nın derin kolu olarak adlandırılan TAK’a (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) ihale ettiği ortaya çıktı.

    Hürriyet gazetesinin iddiasına göre terör örgütü üyelerince Ankara’da gerçekleştirmesi ön görülen 2 kritik suikast planı son operasyondaki belgeler arasında ortaya çıktı.

    Krokisi çizilen eylem planlarının öncesi, sonrası, etkileri ve eylemler sonrasındaki hareket tarzları şeklinde de yazılı dökümanların bulunduğu bildirildi. Her 2 eylem planı ile ilgili PKK’nın derin kolu olarak adlandırılan TAK’la (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) bağlantılı 3 kişinin kullanılacağı belirlendi. Krokisi bulunan bu eylem planlarından ilkinin, Ankara’da Hava Kuvvetleri ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı arasındaki geçiş güzergahında bulunan bir köprü olduğu tespit edildi. Plana göre burada bomba yüklü bir otomobil havaya uçurulacaktı.

Yorum Yapın

Yorum yapmak için giriş yapmış olmalısınız.